Hikaye

Deniz Börülcesi

Karpuz peynir mevsiminin başlamasına çok az kala, Taylan amca ve Fikriye teyze için heyecan başlamıştı. Torunları eskisi gibi bütün bir yaz boyunca yanlarında kalmıyordu belki ama onlar için beraber olabildikleri bir hafta bile artık yitmeye başlayan ömürlerinin en değerli zamanları olmaya yetiyordu. Ilık ılık esen mayıs rüzgarlarıyla beraber yazlık siteleri de renklenmeye ve hareketlenmeye başlamıştı. Yine bu akşamlardan birinde, en büyük torunları Simge’den gelen bir telefonla keyifleri katlandı. Simge, telefonda haziran ve ağustos ayının sonlarında iki kez yanlarına gelebileceklerinden bahsediyordu. Bu Fikriye...

Koştu

KoştuYazar: Ömer Kaygusuz Tasarımcı: Melisa Erce Koştu, koştu, koştu… Koşmaya devam etti. Uçsuz bucaksız bu yolda koşan gencin ismi Hüseyin’di. Hüseyin koşuyordu ancak neden ve nereye koştuğunu bilmiyordu. Tüm gücüyle, tüm benliğiyle koşuyordu. Hızlandıkça daha da hızlanmak istiyor, bir sınırı yokmuş gibi geliyordu kendisine, hiç koşuyormuş gibi de hissetmiyordu aynı zamanda, daha çok uçuyor gibiydi. Ne bir yorgunluk belirtisi, ne bir nefes düzensizliği, ne bir ağrı. Yanından geçen ağaçların hızına bakılırsa, oldukça hızlı olduğu söylenebilirdi. Ara sıra nereye ve neden gittiği gibi...

Sessizlik

SessizlikYazar: Çağan Oğuzhan Cantürk Tasarımcı: Anıl Aydınoğlu Seviyordu.  Çakmağı eline aldı. Parmağını sürtmesiyle çıkan anlık cızırtıyı, sonrasında sahneye çıkan o küçük alevin dudaklarının önünde dans edişini seviyordu. Buruk bir tebessümle, selam vermeksizin sahneden inercesine acele, o dans edişini… Ve anlık cızırtıyı da seviyordu. Hem de yeni kararmış gökyüzünün sessizliğini dinlerken daha çok seviyordu. Bulutlardan gelen… Şu kasvet yüklü, kurşuni bulutlardan, rüzgârın karanlıklara sürdüğü… Rotasız, darmadağın… Bir tane daha kalmıştı. İçer miydi onu da peşine? Bunu zaman gösterecekti. Beş dakikalık kısa bir zaman....

Siyah Geceler

Siyah GecelerYazar: Mehmet Emin Yıldırım Tasarımcı: Ekin Yıldız Her ders arasında okulun arka bahçesindeki banklarda kitap okumak, okulun katlanılabilirliğini bir nebze olsun artırıyordu. Hatta bazen dayanma gücü kalmadığında derse girmeyip buralara geldiği de görülürdü. Burası onun için bir kaçış yeriydi; yalnız kalarak enerjisini, kitap okuyarak da beynini doldururdu. Okuma bahçesini havalar soğukken daha çok severdi, çünkü ona göre “İyi gün dostları” bu bahçeyi terk ediyor ve bahçenin tüm sevgisiyle sessizliği ona kalıyordu. Aslında bu düşüncesi sadece bahçe için değildi; mesela kampüsünü,...