Yürümlemek

YürümlemekYazar: M. Kağan DemirbaşEditör: Gizem KöroğluTasarımcı: ceren Engin I Kalp atışlarını biraz olsun dizginlemek ve kendine gelebilmek amacıyla nefeslenip yüzüne 2 avuç su serpti. Evet, şimdi her şey biraz daha bulanık. Gözleri çamur içindeydi sanki, her şey bulanık ve yapışık. Kaçmak istiyordu. Kaçmayı, bir süredir bulanımından kurtulmak için çare olarak görüyordu; sesleri görebilmek, gözleri duyabilmek, sözleri hissedebilmek için. Bulanımlar da karıştı görüyor musun? Binayı terk edip bir süre yürüdükten sonra, otobüs durağına doğru karşıdan karşıya geçerken direğin dibinde onu izleyen köpeği süzdü,...

Ay Işığı Sonatı

Ay Işığı SonatıYazar: Uğur yaşarEditör: Beyza ÖzFotoğraf: Saadet Atmaca Bir nisan gecesi, hava soğuk; tek duyulan baykuşların kanat çırpışı, ağustos böceklerinin şarkısı ve sık sık gece yürüyüşlerine çıkan o adamın ayak sesleri. Ağaçlardan dökülen pespembe çiçekler ışığımın yansıdığı denize sakince düşüyor, sandallar ağır ağır sallanıyor. Sanki tüm şehir o adamla beraber aynı duyguları, kafa karışıklığını yaşıyor. Tüm şehir tanıyor onu ve bahtsız geçen günlerini, döktüğü göz yaşlarını. Haykırıyor sessiz çığlıklarıyla yaşadıklarını. Acaba bugün ne yaşamıştı, neye üzülüyordu?  Her seferinde yaptığı gibi açtı daha...

Bir Delinin Sabah Yürüyüşü

Bir Delinin Sabah YürüyüşüYazar: Onur KılınçEditör: Gizem Köroğlu Her gün kafasına estiği saatte kalkardı. Bugün de erken kalkacağı tutmuştu. Havanın da güneşli olması buna sebepti. Güneşli havalarda bir sabah yürüyüşü yapardı çünkü. Öyle geç saatlere kadar yatamazdı güneşli günlerde. Sahile gider oradaki bankta otururdu biraz. Gelen geçene bakar, kendi kendine konuşurdu. Dönerken de bakkal Ahmet’e uğrardı. Kahvaltılık bir şeyler alır, deftere yazdırırdı aldıklarını. Parası olduğu nadir zamanlarda ise cebinden çıkarır öderdi. Ha bir de bir köpek vardı. Adı Panço. O da...

Yıldızların Arasındaki Adam

Yazar: Mehmet Kaan İşletgeoğlu   Editör: İpek ÇakmakGörsel Tasarımı: Tuna Gürcanok Kerim hastanede uyandığında oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikri yoktu. Birileri tokmakla kafasına vuruyormuş gibi hissediyordu. Yavaşça, hareket etmeyi yeni öğrenirmiş gibi, ağrıyan başını pencereden yana çevirdi ve dışarıdaki yıldızları görünce yüzünü bir dehşet ifadesi aldı. Çünkü bu yıldızları uzaydan ve çok yakından, sanki teleskoptan bakarmış gibi net bir şekilde görüyordu. Aklına gelen ilk soru, nasıl olur da hala yanıp küle dönüşmediğiydi. Kafasındaki bulutlar aralandıkça bu düşünce yerini çığlık atma dürtüsüne...

Ani(?) Ölüm

Yazar: Melisa ManduzEditör: İpek ÇakmakGörsel Tasarımı: Buket Özkılınç Hızlı hızlı eve yürüyordu ki, bir gürültü duyar gibi oldu. Sonra ne görsün: Jandarma, sağlık ekipleri ve tüm kasaba halkı derenin kenarında toplanmıştı. Neydi bu kadar önemli olan, yıllardır tek bir yaprağın bile oynamadığı bu yerde tüm hayatı durduracak kadar büyük ne olmuş olabilirdi? Annesi fırına göndermişti onu; ama meydan boş, dükkanlar kapalıydı. Sebebini öğrenmek için meraklı kalabalığa yaklaştıkça kargaşanın sesi arttı. Ambulans sireni, çığlıklar… Tüyleri diken diken olmuştu bile. Bağıra bağıra ağlayan...

Aile Fotoğrafı

Yazar: Furkan Ali KüçükEditör: İpek ÇakmakGörsel Tasarımı: Yusuf Ömer Çakır Gündüzleri sesin içinde kaybolmayı severdim. Geceleri de çok uzun olmamakla birlikte yürüyüşlere çıkmayı tercih ederdim; ama en çok, çocukken Çiftlik Caddesi’nin tam ortasında L’opera adlı müzik dükkanının önünde içeriden gelen müzikle dans etmeye bayılırdım. Bizimkilerle her yaz bir haftalığına da olsa yaz tatilini Sinop’ta geçirirdik. O çıktığımız şehirlerarası yolculuklarda cam kenarına oturur, beyaz şeritli sonsuz asfaltları izlerdim. O zaman bana farklı gelirdi. Çizgi filmlerde gördüğüm asfaltlar gibi bir şeydi sanki.  Sinop’a gittiğimiz...

Kader Pişmanlıkları

Yazar: Furkan Ali KüçükEditör: İpek ÇakmakGörsel Tasarımı: Pelin Nur Karabay HüseyinHayatımın kontrolünün tamamen bende olduğunu düşündüğüm yıllar vardı. Artık yok. Üniversiteyi kazandığımda mahallede küçük dağları ben yaratmışım gibi gezindim bir süre. Koşulların getirdiği iradesizlikten olacak ki zamanla geleneksel aile yapımızı unutmuştum. Ailemin kapısını çalmadan evimize giren bir hastalık yüzünden hayatımın nasıl değiştiğinin hikayesi belki de bu. Şimdi kimsin diye soranlara, “Pazarcı Hüseyin” diyorum. Namım böyle artık. Yaşım yirmi sekiz. Sivas doğumluyum. Babam öğretmen olmamı istedi. Oldum da aslında. Bakmayın pazarcı dediklerine,...

Başlıksız Bir Hikaye

Yazar: Anka Tasarımcı: Cansel Gürsoy Gözünü açmıştı. Çevresinin, içinde bulunması gereken veya bulunma ihtimali olan çevrelerden biri olmadığını fark etmişti. Buranın nere olduğunu anlamıştı, bunu anlamasında da zaten bir sıkıntı yoktu, anlayamadığı ve anlamasının da güç olduğu şey buranın nerede olduğuydu. Sessizce doğruldu. Elleri hafiften sızlıyordu. Sanki düşmüştü. İnsan düştüğü zaman elleri çok sızlardı. Halbuki düşecek bir yer de yoktu. Elleri uzun süre bağlı mı kalmıştı. Öyle olsa neden şimdi bağlı değildi. Ne değişmişti ki şu anda elleri bağlı değildi.  Bu çok...

Karanlık Perde

Yazar: Serdar Ersöz Tasarımcı: Yaren Balcı Korku, bilinmeyen şeylerle karşılaştığımız zaman hissedeceğimiz ilk duygu. Bilinmeyenle, bildiklerimiz arasında duran perdeye uzanmamız gerekirken, bizi geride tutan bu ilkel duyguyu aşabilmenin, sürecin en zor kısmı olduğunu düşünürüz. Ama o eşiği aştıktan sonra perdenin ardında kalan karanlıkta, atacağımız her bir adım için daha fazla cesarete ihtiyacımız olur. Durağan var oluşumuzdaki düzeni değiştirebilecek bilgi kırıntıları karanlığın içinde saklanıyor olabilir ve bu olasılık bizi dehşete düşürür. Bu yüzden karanlık bilinmeyenle, günlük hayatımız arasında duran bu perdeyi genelde...

Siyah Geceler

Yazar: Mehmet Emin Yıldırım Tasarımcı: Ekin Yıldız & Ezgi Selin Karadem Her ders arasında okulun arka bahçesindeki banklarda kitap okumak, okulun katlanılabilirliğini bir nebze olsun artırıyordu. Hatta bazen dayanma gücü kalmadığında derse girmeyip buralara geldiği de görülürdü. Burası onun için bir kaçış yeriydi; yalnız kalarak enerjisini, kitap okuyarak da beynini doldururdu. Okuma bahçesini havalar soğukken daha çok severdi, çünkü ona göre “İyi gün dostları” bu bahçeyi terk ediyor ve bahçenin tüm sevgisiyle sessizliği ona kalıyordu. Aslında bu düşüncesi sadece bahçe için...