Kırmızı Ev

Kırmızı EvYazar: Kayra MertEditör: Beyza ÖzTasarım: Selen Günay Sessiz sakin Crowe Sokağı’nın üzerine devasa bir gölge gibi eğiliyor 4 numara. Çoğu zaman varlığı belirsiz, sessiz ve sonsuz bir bekleyişte. Sadece bekliyor 4 numara; bekliyor, izliyor, zamana tanıklık ediyor. Sokağın diğer ucundaki kiraz ağacı yapraklarını döküyor, 12 numaranın küçük kızı ilk kardan adamını yapıyor, Smith ailesi pikniğe gidiyor, çocuklar çiçekten taçlar yapıyor ve mahalle su savaşından gelen neşeli çığlıklara boğuluyor.  Yorgun, yaşlı karga terk edilmiş evin çatısına konarken bir anlığına dökülen sıvadan...

Yıldızlarası

YıldızlarasıYazar: Berke ÖzkanEditör: Beyza ÖzTasarım: Derya Tepe Yıldızlar, ışıl ışıllar demiştin, O gece yıldızlar, bizim için oradalardı, O gece bizi izleyen, aslında yıldızlardı. Baksana, dalgalar durur oldu adeta demiştin, O gece dalgalar, bana inat yok oldular, Öyle hikayeydi ki bizimkisi, Atlasam da boğulmayacağımı anladılar. Halbuki ilkbahar, ağaçlar yaprak döker oldular demiştin, O gece ağaçlar, bize ağladılar. Bu hikayenin, bir gün biteceğini anladılar. Senle zaman, durur oldu adeta demiştin, Durmuştu dünya, istemişti uzatmak geceyi, Zaman, bir lastik gibi uzamamıştı henüz. Dinliyorlardı yanıtımı, Titreyen elleriyle, Hazır oldaki bir asker gibi dümdüz. Gece sessiz, Denizler susuz, Ağaçlar yorgun, Bense bilgin, bense bilgin. “Ah güzelim, Ben...

Kaza

KazaYazar: Kayra MertEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Aslı Akbaş Adımımı atıyorum, otlar bileğimi kavrıyor ve taban çöküyor. Kendimi buz gibi suların içinde buluyorum. O kadar derindeyim ve o kadar karanlık ki kendi ellerimi bile zar zor görüyorum. Metrelerce üstümdeki buz kütlesinin tabanındaki çatlaktan içeriye ay ışığı sızıyor. Ciğerlerimin patlayacak gibi olduğunu hissediyorum, ellerimi uzatıp yüzeye ulaşmaya çalışıyorum ama çok derindeyim. Nefesimi daha fazla tutamayıp ciğerlerime su çektiğim anda bacağımdaki otlar tekrar devreye giriyor ve kendimi etrafımdaki su kütlesiyle tavandan düşerken buluyorum. Yüz üstü yere çarpıyorum, öksürüp...

Yolculuk

YolculukYazar: Recep İsmail BiçerEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Sümeyra Koçyiğit “Emin olun, Kolomb Amerika’yı keşfettiğinde değil onu ararken mutluydu.” Bu cümleden ne anlıyoruz ? Kolomb’un Amerika’yı keşfedince mutluluğa erişmediğini mi yoksa onu doyuracak kadar mutluluğa erişmediğini mi? Belki okumuşsunuzdur, bu alıntı Dostoyevski’nin Budala adlı kitabından. Bir örnekle başladığımızda daha iyi anlaşılabileceğini umuyorum. Hayatımızda çok fazla şey için çabalarız ve hatırı sayılır bir miktarından da olumlu dönütler alırız. Fakat gerçekten bu olumlu dönütler, başarılar, kazanmalar bize istediğimiz mutluluğu veriyor mu? Ya da hayallerimizi, çabamızı...

Çok Mu Abartıyorduk Acaba?

Çok Mu Abartıyorduk Acaba?Yazar: Samet TamerEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Derya Tepe Yürüyorduk, yine konuşarak yürüyorduk. Ne zaman yürümeye başlasak zihnimiz açılır, konuşmadan edemezdik. Hem de o gün konuşmamız gereken şeyler vardı, birbirimize anlatmamız gereken bir ton şey vardı. Anlattıkça işin içinden çıkamıyorduk, bir o tarafından bakıyorduk bir bu tarafından. Yaşadığımız dakikalarının etkisinden çıkamamıştık. Neden söylenmişti o söz, neden yapılmıştı o hareket, nasıl bu duruma gelinmişti, nedenler nasıllar… Açıklamaya çalıştıkça anlamaya çabaladıkça daha da büyüyordu gözümüzde yaşadıklarımız. Sanki az önce çok fazla şey...

Bana Ol

Bana OlYazar: aslı AkbaşEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Sümeyra Koçyiğit Bir sırma sarsın boynunuAldığın nicelerini ince koynunaİnci taneleri serilsinElim değsin, elin değsinTenim olsun tenin olsunAkşamlar da bizim Uzun saçların salınsın, altından yemeninUzun olsun kolların benim içinUtanma sıkılmaDökme dökülme benden gayrıDüşme ak saçlı günlereBenden ayrı gitme Bir lokman boğazındanNimetin sofrandanve meyven verdiği zamanın bizeEksilmesin, sulayayım benAğaçlar olsun varlığımSenin sofran olsun soframVe bahçem senin ellerin Sırma sarsın koynunaBeyaz düşsün, geriye düşsünİnciler dizilsin boynunaBen uyuyayım sen uyutNinni olsun ninnilerAğaç hışırtısı Bir salkım üzüm ol soframdaTaneleyip avucuma dizdiğimElime alıp da gezdiğimCebimde,...

İsim

İsimYazar: Emin KarabacakEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Aslı Akbaş Uzun zaman önce, henüz insanlığa dair kavramlar icat edilmemişken yaşamış kahramanımız. İsmini Yalnızlık koymuş annesi, o ise anlamamış yalnızlık ne demek. Yalnızlık öyle sevmiş ki insanları, herkese ulaşmak istemiş. Kendine bir yer aramış durmuş kalabalıklar arasında. Ama ne mümkün… İnsanlarla olmasına izin yokmuş sanki, biri olmasına izin yokmuş sanki. Yalnızlık zaman geçtikçe kavrar olmuş isminin anlamını; kavradıkça da daha çok karışmış kafası. Mesela, doğmuş olmanın güzelliğinin farkındaymış, “Eğer doğmuş olmasaydım, ismimi düşünebilecek bir ben olmazdı hiç”...

Kendime

KendimeYazar: Derya TepeEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Sümeyra Koçyiğit Duygularımın silsilesi içinde yüzüme vurup duran bir hayat akışı içinde bir yaş daha aldım, acının ve sağlığın ne kadar fiziksel ne kadar duygusal olduğunu artık kavrayamıyorum. İç içe geçen yorgunluklarım da tıpkı yapılması gereken sorumluluklar gibi, ne kadarını ben kendime ödev ediniyorum ne kadarını çevrem benden istiyor bilmiyorum. Yirmi ikinci yaşımın ilk gününde omuzlarımda sevgisinin ve çantamın ağırlığıyla sokaklarda yürüyorum. Başkaları okusun diye değil, hatta ben bile sonradan geriye dönüp okumak için değil, sadece...

Rasa

RasaYazar: Kayra MertEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Derya tepe Oğlan uyandı.  Onu uyandıran şey göz kapaklarını delip geçercesine parlak olan ışık değil, çırılçıplak vücudunu titreten soğuktu. Canı acıyordu. Beyaz ışık kapalı gözlerini bile yakıyor, diken gibi batan soğuk bu narin bedeni parçalıyordu.  Oğlan, sonsuzluk gibi hissettiren bir süre boyunca sadece yattı. Ve tüm bu zamanda etrafında hiçbir şey değişmedi. Etrafındaki mutlak sessizlik varlığını korudu, yattığı soğuk taş zemin bir derece bile ısınmadı, rüzgar esmedi.  Ve sonra, ne yaptığının farkında bile olmadan, oğlan doğruldu.  Sanki şimdiye kadar hiç...

Yabancılaşma

YabancılaşmaYazar: Ahmet Deniz DemirEditör: Beyza ÖzTasarımcı: Kevser Oktay Biz şimdi iki yabancı, Yani seninle bir sokakta denk gelsek Uzaktan bir göz göze geliş  Ve dahası yok. Sanki birbirimizi hiç tanımamışız gibi Yan yana geçip gideceğiz. Biz şimdi iki yabancı, Yani birbirimizi hiç görmemişiz gibi… Sen milyonlarca kez duymamışsın seni sevdiğimi; Ben de unutmuş gibi o sarılmalarını, öpmelerini… Biz şimdi iki yabancı, Ellerimiz bizden ayrı hiç buluşmamış. El ele, kol kola yürümemişiz ada sokaklarında, Sahil yollarında ve kimsesiz tren istasyonlarında Belinden tutup kendime çekmemişim seni. Biz şimdi iki yabancı, Yarın da olacağız zaten aynı. Sanki önceden gözlerimi kapatıp Birbirimizi hiç...